Parmağının altındaki elektrik düğmesi bir açılıp bir kapanıyordu. Ama on saniye önce yanan lamba şimdi buna karşılık vermiyordu ve yerin üç metre altındaki odanın karanlığa gömülmesini engelleyemiyordu. Bu kadar kısa süredir karanlığın içinde olmasına rağmen kulakları kasılmış ve uğuldamaya başlamıştı.

Sinir hücrelerinin uyardığı ter bezleri faaliyete geçmişti. Salgıladığı adrenalinle karışık ter kokusu odayı kaplamıştı. İlk kez karanlığın içinde bu kadar uzun süre ve tek başına kalmıştı. Jeneratörlerde de bir sorun olmalıydı. Bir şeylerde çok büyük bir yanlışlık vardı.

Yıllardır karanlıkta kalmamasına rağmen karanlıktan korkacağını düşünüyordu ve bunda yanılmadığını anlamıştı.

Gözbebekleri hem karanlığın hem korkunun etkisiyle büyümüştü ve neredeyse gözünün renkli kısmı kaybolmuştu.

Odanın içindeki tek ışık biraz önce aydınlık olan odanın ışığından faydalanan fosforlu saati ve parmağının altındaki elektrik düğmesinin parlaklığıydı. Elektrik düğmesine basmasına sebep olan da onun parlaklığı olmuştu. Saatine sarılıp elektriklerin gelmesini bekleyemezdi.

Bir şey görmeyeceğini bilse de sürekli arkasına bakma isteği uyanıyordu içinde. Odanın içinde kendinden başka hareket eden bir varlık var mı diye kulak kabarttıkça beyninde artan uğultu onu biraz daha korkuya itiyordu.

Odadan, hatta evden çıkmayı düşündü ama odanın kapısının dışında ne olduğunu bilemediğinden ve merdiven korkusu yüzünden vazgeçti bundan. Şu an biri odaya girecek olsa kapının sesini duyardı. Biri odaya girse elinden yine hiçbir şey gelmezdi, korkmak dışında. Ama yine de bu şekilde bir bekleyiş içini daha çok rahatlatıyordu.

Kalp atışlarının hızlanması nefes alışını da hızlandırmıştı. Odanın içindeki havanın azalacağını düşündü ve bu da klostrofobisini canlandırdı.

Ama karanlığın etkisi daha fazlaydı ve üstüne çöken diğer korkuların önüne geçmeyi başardı.

Her zaman cebinde kalem ve kağıt taşırdı. Şu an yaşadıklarını ve hissettiklerini yazmalıydı oraya. Karanlıkta yazacaklarının okunaksız olması ve simetrik olmaması düşüncesi onu rahatsız ediyordu. Yine de yazacaktı. Oda aydınlandığında düzeltebilirdi yazdıklarını. Nikotofobiyi anlatan mükemmel bir yazı olacaktı. Bu düşünce onu biraz daha rahatlatmıştı.

Kendi yaşadıklarını anlatıyor gibi değil de bir başkasının duygularını dile getiriyormuş gibi anlatmalıydı. Çünkü korkusunu insanlarla paylaşmak utanç vericiydi. Kalemi kağıda sürterken çıkan sesten korkuyordu. İç kulağında oluşan çınlamadan korkuyordu.

Yazarken sürekli etrafına bakınıyor, kalemin ucunun eline batmasından korkuyordu. Saatinin fosforu da rengini kaybederken var olmadığını bildiği hayaletlerden korkuyordu.

Odanın bir daha aydınlanmayacağını düşünüp elektrik düğmesinin yanında can vermekten korkuyordu. Şu an cep telefonunun bulunduğu yatak odasına gitmiş olsa, telefonun aniden çalmasından korkuyordu.

Her gün peşinden gelip ona korkulu anlar yaşatan gölgesini bir daha görememekten korkuyordu. Dalga geçilmekten korktuğu için arasına giremediği insanları bir daha görememekten korkuyordu.

Korku tüm benliğini hapsederken, düşünmekten bile korkuyordu. Korkuyu bu kadar derinden hissederken, en büyük korkusu onu ele geçiriyordu. Tüm korkuların bütünü, hiçbiri yokken bile hepsinin birleşimi olmayı başaran en büyük korku.